Kayseri’de Galop Koşu ile Tanışmam
Kayseri’de büyümek bana hep sert ama bir o kadar da içe dönük bir hayat verdi. İnsanların çoğu dışarıdan güçlü görünür ama içinde kimseye anlatamadığı hikâyeler taşır. Ben de öyleydim. 25 yaşında, kendi halinde, defterlerine fazla şey sığdırmaya çalışan biriydim. Çocukluktan beri atlara karşı garip bir ilgim vardı ama bu sadece “seviyorum” seviyesinde kalmamıştı; onları izlerken içimde bir şeylerin kırılıp yeniden toparlandığını hissederdim.
Bir gün, babamın eski bir arkadaşı sayesinde hipodroma gitme fırsatı buldum. O güne kadar “galop koşu nedir?” sorusu benim için sadece internette karşıma çıkan bir terimden ibaretti. Ama o gün, o sorunun aslında bir cevap değil, bir his olduğunu anlayacaktım.
Galop Koşu Nedir? İlk Gerçek Görüşüm
Hipodromun kapısından içeri girdiğimde ilk hissettiğim şey topraktı. Islak, yoğun, hafif keskin bir koku… Sanki geçmişten gelen bir şey gibi. Bir görevli bana atların ısınma turlarını gösterirken “Bu galop koşu, yarıştan önce atların ritmini bulduğu an” dedi.
Galop koşu nedir diye sormuştum aslında o an gözlerimle. Çünkü kelime olarak bildiğim şey, orada canlı bir şeye dönüşmüştü.
Atlar pistte hafifçe koşuyordu. Ne tam bir yarış ne de sıradan bir yürüyüş… Arada kalmış bir hız. Sanki hayatın kendisi gibi. İnsan da bazen ne tam kazanır ne tam kaybeder; sadece koşar.
O an içimde tuhaf bir sızı hissettim. Çünkü o atların ritmi bana kendi hayatımı hatırlattı. Hep bir yere yetişmeye çalışıyordum ama nereye koştuğumu bilmiyordum.
İlk Galop Günü ve İçimde Kırılan Bir Şey
“Galop koşu nedir” konusu son dönemde oldukça merak ediliyor. Biz de sizler için detaylı bir içerik hazırladık.
O gün tribünlerde tek başımaydım. Yanımda kimse yoktu ama yalnız hissetmiyordum da. Garip bir şekilde kalabalığın içinde kaybolmak bana iyi gelmişti.
Atlardan biri vardı… koyu kahverengi, gözleri sanki bir şey anlatmak ister gibi derin. Galop koşusuna başladığında diğerlerinden biraz gerideydi. Sonra yavaş yavaş hızlandı. Ama hiçbir zaman en öne geçmedi.
O atı izlerken içimde bir şey kırıldı. Çünkü ben de hep böyleydim. Ne tamamen geride kalabiliyordum ne de öne çıkabiliyordum. Ortada sıkışmış bir hayat.
O an kendi kendime “Galop koşu nedir?” diye tekrar sordum. Bu kez cevap kitaplardan değil, içimden geldi: Hazırlanmak. Ama sadece yarışa değil, hayata.
Koşan Atlar ve Benim Duran Hayatım
Günler sonra tekrar hipodroma gittim. Bu kez daha bilinçliydim. Atların sadece koşmadığını, aslında bir ritim aradıklarını fark ettim. Her biri farklı bir karakterdi. Kimisi agresif, kimisi sakin, kimisi ise sanki koşarken bile düşünüyordu.
Galop koşu nedir sorusu zihnimde artık teknik bir tanım değildi. O, sabah kalkıp işe gitmek için kendini zorlayan insanların haline benziyordu. Ne tamamen isteyerek, ne de tamamen zorla… arada bir yerde.
O gün defterime şunu yazmışım:
“Ben de galop koşusundayım. Ne yarıştayım ne de dinleniyorum. Sadece hazırlanıyorum ama neye hazırlandığımı bilmiyorum.”
Bunu yazarken içim acımıştı. Ama aynı zamanda garip bir rahatlama da hissetmiştim. Çünkü ilk defa kendi halimi bir şeye benzetebilmiştim.
Bir Antrenörle Sohbet ve Gerçeğin Çarpması
Hipodromda bir antrenörle konuşma fırsatım oldu. Yaşı benden büyüktü, yüzünde yılların yorgunluğu vardı ama sesi sakindi.
Ona direkt sordum: “Galop koşu nedir gerçekten?”
Bana kısa bir süre baktı. Sonra şunu söyledi:
“Galop, atın kendini denemesi. Ne kadar dayanabileceğini anlaması. Ama aynı zamanda insan için de bir metafor gibi düşünebilirsin.”
O cümle içimde yankılandı. Çünkü o an fark ettim ki, ben yıllardır kendi galop koşumu yaşıyordum. Üniversite bitmişti, iş bulma çabaları, aile beklentileri, arkadaşların hayatları… Hepsi birer pist gibiydi.
Ama hiçbiri yarış değildi. Hepsi hazırlıktı.
Ve ben hazırlıkta yorulmuştum.
Gece Defterine Düşen Cümleler
O gece eve döndüğümde uzun süre uyuyamadım. Pencereyi açtım, Kayseri’nin soğuk havası içeri doldu. Şehir sessizdi ama benim içim değildi.
Defterime yazdığım satırlar bugün bile aklımda:
“Galop koşu nedir diye sordum ve öğrendim. Ama asıl sorun şu: Ben hangi yarışa hazırlanıyorum?”
O sorunun cevabını bulamadım. Belki de kimse bulamıyordur.
Bir Atın Gözlerinde Kendimi Görmek
Sonraki haftalarda hipodroma gitmeye devam ettim. Artık orası bana yabancı değildi. Görevli beni tanıyordu, atların isimlerini öğrenmiştim.
Ama bir gün her şey değişti.
Yine aynı koyu kahverengi at galop koşusundaydı. Bu kez daha hızlıydı. Ama bir noktada ritmini kaybetti. Hafifçe yavaşladı. Sanki nefesi yetmemişti.
O an içimde bir şey sıkıştı. Çünkü o atın gözlerinde bir şey gördüm: Yorgunluk.
Ve o yorgunluk bana çok tanıdıktı.
Galop koşu nedir sorusu o anda başka bir anlam kazandı. Sadece hazırlık değil, aynı zamanda tükenme riskiydi.
İçimdeki Çatışma
Kendi hayatıma baktım. Sürekli bir şeylere hazırlanıyordum. Sınavlara, iş görüşmelerine, geleceğe… Ama hiçbirine tam olarak varamıyordum.
Sanki ben de pistte dönüp duran bir at gibiydim.
Ne durabiliyordum ne de gerçekten koşabiliyordum.
O gün hipodromdan erken çıktım. İlk kez içim sıkışarak.
Galop Koşu Nedir? Artık Bir Cevap Değil Bir His
Zaman geçtikçe galop kelimesi benim için değişti. Artık sadece atların antrenmanı değildi.
Galop koşu nedir?
Bence bazen sabah uyanıp hiçbir şey istemeden işe gitmektir. Bazen umut edip hayal kırıklığı yaşamaktır. Bazen de hâlâ bir şeylerin olacağına inanıp devam etmektir.
Ama en çok da beklemektir.
Kayseri’nin Sessizliğinde Kendimi Dinlemek
Kayseri geceleri çok sessiz olur. Bu sessizlik bazen insanın iç sesini büyütür.
Ben de o sessizlikte kendimi dinlemeye başladım. Artık hipodroma eskisi kadar sık gitmiyordum ama orada öğrendiğim şey içimde kalmıştı.
Galop koşu, bana hayatın hızlanmadan önceki hali gibi geliyordu. Bir durak, bir nefes, bir hazırlık.
Ama bazen o hazırlık hiç bitmiyordu.
Son Gidişim ve Kendime Veda Gibi Bir His
Sitemizden Önerilen: Hesap arası para transferi nedir ?
Hipodroma son gidişimde uzun süre tribünde oturdum. Atları izledim. Rüzgâr yüzüme vuruyordu.
Artık galop koşu nedir sorusunu sormuyordum. Çünkü cevabın değişmediğini biliyordum.
Ama içimde başka bir şey vardı: kabullenme.
Hayatın da bir galop olduğunu kabul etmek zor ama bir o kadar da rahatlatıcıydı.
O gün defterime son bir cümle yazdım:
“Belki de hepimiz yarıştan önceki o koşuda kendimizi arıyoruz.”
Ve defteri kapattım.