Folie Nedir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden İnceleme
İstanbul Sokaklarından Bir Kesit: Bir “Folie”nin Günlük Hayatla Bağlantısı
İstanbul’da bir sabah işe giderken, Beyoğlu’nda, kalabalık bir otobüs durağında duruyorum. Yanımda, birkaç yaşlı kadın ve birkaç genç adam arasında geçen bir sohbeti dinliyorum. Kadınlar, bir yandan şikayet ediyorlar: “Şimdi her şey o kadar zorlaştı ki… Bir şey yapmak zor, her şey pahalı. Eskiden insanlar daha kolay geçinirdi.” Genç adam ise, kafasını eğmiş bir şekilde, “Her şey değişti, tabi… Bizimle alakalı değil zaten,” diyor. O an, aklıma bir şey geliyor: “Folie”… Ama bunun, sadece bir psikolojik kavramın ötesinde, toplumsal yapının nasıl şekillendiğine dair derinlemesine bir anlam taşıdığını fark ediyorum.
Folie, Fransızca kökenli bir terim olup, “delilik” ya da “takıntı” anlamında kullanılsa da toplumsal bir bağlamda çok daha geniş bir anlam taşır. İnsanın topluma, çevresine ya da çevresindeki insanlarla olan etkileşimlerine dayanarak değişen algıları, bireysel ya da kolektif davranışları bir tür “folie” olarak tanımlanabilir. Bu, sadece bireysel değil, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında da önemli bir yere sahiptir.
Folie ve Toplumsal Cinsiyet: Kadınların, Erkeklerin ve Diğerlerinin Sesleri
Bir sabah İstanbul’un kalabalık caddelerinde yürürken, farklı grupların birbirlerine nasıl davrandığını gözlemliyorum. Bir yanda, oldukça kalabalık bir kafede erkeklerin masasında kıyaslamalar var: “Bir kadın yolda yürürken bakar mısın? Ne kadar iyi giyinmiş!” diye konuşan bir grup adam, kadınları sadece dışarıdan birer obje gibi değerlendiren bakış açıları sergiliyor. Diğer tarafta, bir grup kadın arasındaki konuşmalar ise çoğunlukla iş yerindeki erkeklerin onları nasıl göz ardı ettiğini ve ne kadar az değer verildiğini içeriyor. Bu, bir tür “folie”nin toplumsal bir yansıması gibi. Çünkü toplumsal cinsiyet normları, kadınları genellikle nesneleştirirken, erkekleri ise bu normları pekiştiren konumlarda tutuyor. Bu durum, kadınların toplumda sesini duyurabilmesinin ne kadar zor olduğuna dair bir gösterge oluyor.
Folie’nin, toplumsal cinsiyetle bağlantısını incelerken şunu da belirtmek gerekir: Erkeklerin duygusal olarak daha az görünür olduğu, duygularını dışarıya vurmanın “güçsüzlük” olarak algılandığı toplumlarda, erkekler de bu baskıya boyun eğiyor. Toplumun “erkek gibi ol!” şeklindeki baskıları, onları duygusal olarak derinlemesine incelemeye ve ya da daha da önemlisi “hissetmeye” teşvik etmiyor. Her birimiz, farklı toplumsal cinsiyet rollerinin etkisi altında kalarak, toplumsal normların nereye kadar gerçekte “biz” olduğumuzu şekillendirdiğini sorgulamamız gereken bir noktaya geliyoruz.
Folie ve Çeşitlilik: Farklı Kimlikler, Aynı Toplum
Günümüzde toplumsal çeşitliliğin artması, toplumsal yapıyı daha fazla çatışma ve karşıtlıkla tanıştırmış olsa da, aynı zamanda farklı kimliklerin ve kültürlerin bir arada var olabilme olanağını da sunuyor. Ancak bunun yanında, pek çok grup hala toplumsal dışlanmışlıkla mücadele ediyor. Özellikle etnik, dini veya kültürel kimlikler üzerinden yapılan ayrımcılıklar, “folie”yi anlamanın başka bir boyutunu oluşturuyor.
Bir gün, tramvayda yaşadığım bir sahneyi hatırlıyorum: Bir grup kadın, başörtüsü takan bir kadının yanına gelerek, ona “Sen ne zaman rahat edeceksin? Herkes gibi olsan, o zaman özgürsün!” diyordu. Bu, toplumsal normların içindeki “folie”ye dair bir örnek. Herkes aynı şekilde davranmalı, giyinmeli ve kendini ifade etmelidir, diyen bu düşünce, sadece özgürlük değil, aynı zamanda toplumsal baskıyı da simgeliyor. Farklı kimliklere sahip bireylerin, toplumun “doğru” kabul ettiği kalıpların dışında olmaları, onları “garip” ya da “yanlış” olarak etiketliyor. Bu durum, toplumsal çeşitliliği kucaklamak yerine, farklı olanı dışlamaya yönelik bir “folie”nin ortaya çıkmasına yol açıyor.
Farklı etnik kimliklere sahip bir kişiyle tanışırken, onun başından geçen olumsuz deneyimlere, kültürel baskılara tanık olduğumda, bu çeşitliliği kabul etmenin aslında nasıl derin bir sosyal adalet meselesi olduğunu daha iyi anlıyorum. Çeşitlilik, bazen toplumsal olarak marjinalleşen grupların zor anlarında kendini gösteriyor. Kimlikler birbirinden çok farklı olsa da, temel hakların herkes için eşit olması gerektiğini savunmak, toplumun en önemli sorumluluklarından biridir. Farklı kimliklerin sesini yükseltmesi, toplumsal normları sorgulaması, herkesin kendini tam anlamıyla ifade edebilmesini sağlamalıdır.
Folie ve Sosyal Adalet: Eşitlik İçin Bir İhtiyaç
Folie’nin toplumsal yapılarla ilgili olarak en dikkat çekici etkisi, sosyal adaletle doğrudan bağlantılı olmasıdır. Adaletin, yalnızca yasalarla değil, toplumun içindeki baskılarla da ilgisi vardır. Birçok kişi, toplumdaki normlara uymadığında dışlanır ya da etiketlenir. Bununla birlikte, sosyal adaletin sağlanması için toplumsal eşitlik, herkesin temel haklara sahip olması ve kimliklerin kabul edilmesi şarttır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, etnik ayrımcılık, sınıf ayrımcılığı gibi meseleler, gerçek anlamda adaletin önündeki büyük engellerdir.
Bir gün bir arkadaşımın yaşadığı bir olayı hatırlıyorum: İş yerinde bir kadın, terfi etmek için başvuruda bulunduğunda, erkek meslektaşlarının onun bir kadın olduğu için terfi etme şansının daha düşük olduğunu düşündüğünü söyledi. “Sadece cinsiyetin yüzünden reddedildim,” demişti. Bu, sadece kişisel bir hayal kırıklığı değil, aynı zamanda toplumda kadınların nasıl toplumsal normlar yüzünden geri plana itildiğini gösteriyor. Birçok kadın, toplumda kendine eşit bir yer bulmakta zorlanıyor ve toplumsal cinsiyet rollerinin etkisiyle “folie”ye hapsoluyor. Sosyal adaletin ancak bu tür eşitsizlikler ortadan kalktığında mümkün olacağına inanıyorum.
Sonuç: “Folie”yi Anlamak ve Toplumsal Değişim İçin Çabalar
Folie, bir psikolojik kavram olmanın ötesinde, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında derinlemesine anlam taşır. Sokaklarda, toplu taşımada, işyerlerinde, her yerde bu “folie”nin izlerini görmek mümkün. Her birimizin üzerindeki toplumsal normlar, kimlikler ve baskılar, toplumdaki adaletsizliğin farklı yüzlerini yansıtır. Ancak bu sorunların farkına varmak ve bunlarla yüzleşmek, toplumsal değişimin ilk adımıdır. Çeşitli kimliklerin, hakların ve özgürlüklerin tam anlamıyla kabul edilmesi, gerçek sosyal adaletin temelidir. Toplumsal normların ötesine geçmek, herkesin eşit olduğu bir toplum yaratmak için hepimizin çaba göstermesi gerektiğini unutmamalıyız.